Google

~_~ Vakt-i Yalnızlık ~_~

. . Beni benden alan BirBeN var benden öte . .

Sağ ve Sol kavramı

Sual: İslamda sağ ve sol kavramı hakkında bilgi verir misiniz? Örn. sağ ile yemenin, içmenin vs. hikmeti nedir? İnsanın sağ ve sol uzuvlarını Allah yarattığına göre, dinimizde sağ-sol ayrımı var mıdır?
CEVAP
Evet insanın sağ-sol uzuvlarını da Allahü teâlâ yaratmıştır. İnsanın soldaki uzuvları cehenneme giderse, sağdakiler de gider. Bu bakımdan sağ-sol diye bir ayrım yapılmaz. Her makinenin bir kullanma talimatı olduğu gibi, insanın da nasıl hareket edeceğini dinimiz bildirmiştir.
İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki:
(Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. Bunlara Sünen-i zevaid denir. Tekili Sünnet-i zaidedir. Ayakkabı, gömlek giyerken, saç tararken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide girerken, heladan çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sağdan başlanır.

Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı çıkarırken, taharetlenirken, sümkürürken soldan başlamak müstehaptır. Bunların tersini yapmak tenzihi mekruhtur.) [Hadika]

Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Sağ elle yiyip için, sağ elle alıp verin; çünkü şeytan, sol eliyle yiyip içer, sol eliyle alıp verir.) [İbni Mace]

(Ayakkabınızı giyerken sağdan, çıkarırken soldan başlayın!)
[Buhari]

Sağın, sola göre üstünlüğü vardır. Bir yere giderken, yol ikiye ayrılırsa, soracak kimse de yoksa ne yapmak gerekir? Hadis-i şerifte, (Karşınıza iki yol çıkarsa, sağdan yürüyün) buyuruldu. Mubah işlerde sağdan başlamalıdır! Peygamber efendimiz, elindeki suyu, sağında bulunan bedeviye uzattı. Bedevi, (Ya Resulallah, solunuzda bulunan Ebu Bekre niçin vermiyorsunuz, o benden daha faziletlidir) dedi. Resulullah (Suyu sağdan dağıtın!) buyurdu. (B. Arifin)

Sağın şerefi, Kur'an-ı kerimde de bildirilmektedir. (Vakıa) suresinin 8. âyet-i kerimesinde (Eshab-ül-meymene), 9. âyet-i kerimesinde (Eshab-ül-meşeme) ve 91. âyet-i kerimede ise (Eshab-ı yemin) için selam, [Cennet] ehli olduğu müjdesi verilmektedir.

Meymene, sağ, sağ kol, sağ taraf, bereket gibi manalara gelir. Eshab-ı meymene, sağcı demektir. [Cennete gidecek mesudlara verilen ad]

Meşeme, sol, sol kol, sol taraf, uğursuzluk gibi manalara gelir. Eshab-ı meşeme, solcu demektir. [Cehenneme gidecek bedbahtlara verilen isim]

Eshab-ı meymeneye, "Eshab-ı yemin" de denir. Eshab-ı meşemeye (Eshab-ı şimal) de denir. Şerefli, temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehap olduğu gibi, sayılı işleri yaparken de, 1, 3, 5, 7 gibi tek sayıda yapmak müstehaptır. Her işte tek sayıya riayet etmeye çalışmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allah tektir, teke riayet edeni sever.) [Buhari]

İmam-ı Rabbani hazretleri, Mevlana Salihe bahçeden birkaç karanfil getirmesini söylediler. Onun, altı tane karanfil getirdiğini görünce buyurdular ki:
(Bizim en aşağı talebemiz, en azından (Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever) hadis-i şerifini bilir. Teke riayet müstehaptır. İnsanlar müstehabı ne zannediyorlar? Müstehap, Allahü teâlânın sevdiği şeydir. Eğer dünya ve ahireti Allahü teâlânın sevdiği bir şey için verseler, hiçbir şey vermemiş olurlar.) [Berekat]

İyiler ve kötüler
Her insanın omzunda iki melek bulunur. Sağdaki sevabı, soldaki günahları yazar. Sağdaki, soldakinin amiridir. İyilerin hesap defteri sağdan verilir, kötülerinki ise soldan verilir.

İnsanların kahir ekseriyeti, sağ elini daha iyi kullanır. Toplumda, tek tük sol elini kullanan, sol eli ile yazan kimselere solak denir, sağak denmez.

Yaşayan, ölmemiş olana sağ denir, sol denmez. Bir yere kazasız belasız gidene sağ salim gitti, denir. Sol salim gitti, denmez. İleri görüşlü, aydın, basiretli, firasetli kimseye, sağduyulu denir, sol duyulu denmez. Gerçekleri yanılmadan görebilme kabiliyetine, basirete sağ görüş denir. İşi rast gidene, sağ tarafından kalkmış denir. Ters gidene ise, solundan kalkmış denir. Bir kimsenin sadık yardımcısına, sağ kolu denir. Sol kolu denmez. Kuvvetli şeylere sağlam denir, sollam denmez.

Minnettarlığını bildirmek, sıhhat, afiyet dilemek ve teşekkür için sağ ol denir, sol ol denmez. Süt veren hayvanlara, mallara sağmal denir, solmal denmez. Süt almak için yapılan işe de sağmak denir, solmak denmez. Solmak; rengi, parlaklığı, tazeliği kaybolmak demektir. Üzülmemeyi tavsiye için sağlık olsun denir. Elde etmek, temin etmek gibi kelimeler yerine, sağlamak tabiri kullanılır. Geçimini sağlamak, işini sağlamak gibi. Bir işlemin kontrolüne de, sağlamasını yapmak denir.

İngiltere hariç diğer ülkelerde, vasıtalar yolun sağından gider. İstisnalar hariç, bütün vidalar, sıkıştırılıp sağlamlaştırılmak için sağa döndürülür; gevşetmek, yerinden çıkarmak için sola döndürülür. Bir cemiyeti sağa döndürmek, sağlamlaştırmak; sola döndürmek yuvasından, vidasından çıkarmak demektir.

Müsafeha [tokalaşmak] sağ el ile yapılır. Görünüşü güven vermeyene, sağ [sağlam] ayakkabıya benzemiyor denir. Aldatma işine, sağ gösterip sol vurmak denir. İyi ve güzel ol anlamına, sağdan gel denir. Değeri olmayana solda sıfır denir.

Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Kısacası sağ ruhtur, sol maddedir. Hak olan sağdır, batıl olan soldur. Komünizm gibi, faşizm, kapitalizm ve diktatörlük de soldur. Birkaç da atasözü:
Allah sağ gözü sol göze muhtaç etmesin.
Kelle sağ olsun da külâh bulunur.
Sağ elin verdiğini sol elin görmesin.
Sağ olana her gün düğün bayram.
Sağ olsun da dağ ardında olsun.


Sağın önemi
Sual:
Sağ, sola göre neden önemlidir?
CEVAP
Sağ kelimesinin kullanıldığı yerlerden bazıları şunlardır:

1-
Yaşayan, ölmemiş olana (Sağ) denir, sol denmez.
2- Minnettarlığı ifade etmek üzere, sıhhat, afiyet ve selâmet dilemek için (Sağ ol) denir, sol ol denmez.
3- Bir yere kazasız belâsız gidene (Sağ salim gitti) denir, sol salim gitti, denmez.
4- İleri görüşlü, basiretli, firasetli olanlara, (Sağduyu sahibi) denir, sol duyu sahibi denmez.
5- Bir kimsenin işi rast gittiği zaman, (Sağ tarafından kalkmış) denir. İşi tersine giderse, (Sol tarafından kalkmış) denir.
6- Bir kimsenin sâdık yardımcısına (Sağ kolu) denir, sol kolu denmez.
7- Kuvvetli şeylere (Sağlam) denir, sollam denmez.
8- Bir kimseye sıhhat ve afiyette kalması için dua olarak, (Sağlıcakla kalın) denir, sollucakla denmez.
9- Sıhhatle alakalı teşkilata (Sağlık teşkilatı) denir, solluk teşkilatı denmez.
10- Hasta olmayana, sağlam ve sıhhatli olana (Sağlıklı) dendiği gibi, doğru güvenilir olana da sağlıklı denir, bunların tersi olana, hasta olana, güvenilmeyene de sağlıksız denir.
11-
Kısır olmayan, süt veren hayvanlara, mallara (Sağmal) denir, solmal denmez.
12- Müsafeha (Sağ) elle yapılır, sol elle yapılmaz.
13- Çocukların büyük çoğunluğu sağ eli kuvvetli olarak doğar. Toplumda tek tük sol elle iş yapan, yazı yazan kimselere, olumsuz anlamda (Solak) denir, sağak denmez.
14- Rahmetin, yağmurun bol şekilde yağışına (Sağanak) denir, solanak denmez.
15- İstisnalar hariç, bütün vidalar, sıkıştırıp sağlamlaştırılmaları için sağa döndürülür. Gevşetmek, bozmak için sola bükülür.
16- İngiltere hariç, trafik kaidesi, gidiş istikameti sağdandır.
17- Kuvvet vermek, temin etmek gibi kelimeler yerine (Sağlamak) tabiri kullanılır. Geçimini sağlamak, işini sağlamak gibi…
18- Yapılan bir işlemin doğruluğunu kontrol etmek anlamında, (Sağlamasını yapmak) ifadesi kullanılır, sollamasını yapmak denmez.
19- Helâda taharet, sol elle yapılır.
20- Gelin veya güveyin sağında gidip kılavuzluk eden kimseye (Sağdıç) denir, soldıç denmez.
21- İslam harfleri ve dolayısıyla Kur'an-ı kerim de, sağdan sola doğru yazılır.
22- Dünya ve kainattaki her şey, bütün gezegenler, yıldızlar, hatta galaksiler, hep sağdan sola doğru döner.

İslâmiyet’te de sağın önemi vardır. Birkaç örnek verelim:
1- İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki:
Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlanır. Bu müstehabdır. Ayakkabı, elbise giyerken, [Yatıp kalkarken], baş tıraş ederken ve tararken, bıyık keserken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide, Müslümanın evine ve odasına girerken, helâdan çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sağdan başlanır. Bunların zıttı olanları yaparken, mesela ayakkabı, çorap, elbise çıkarırken, camiden ve Müslümanın evinden çıkarken, helâya girerken, sümkürürken, taharetlenirken soldan başlanır.
2- Her insanın sağ omzunda sevabı, sol omzunda günahı yazan melekler bulunur.
3- Namazda önce sağ omza, sonra sol omza selam verilir.
4- Kâbe tavaf edilirken, sağdan sola doğru dönülür.
5- İyilerin amel defterleri sağından, kötülerin sol ve arka tarafından verilir.
6- Kur’an-ı kerimde, amel defteri sağdan verilenler övülmekte. Soldan verilenler kötülenmekte, şöyle buyurulmaktadır:
(Amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!) [Vakıa 8,9]

Sağ ruhtur, sol maddedir. İsimleri ayrı olsa da komünizm, faşizm ve kapitalizm gibi bütün izmli sistemlerin hepsi birer sol sistemdir. Sol, yokluk ve hiçliktir. Onlar için ölüm sondur. Sağ ise ebedîdir. Ölüm son değil, gerçek hayatın başlangıcıdır. Politika pazarında, herkes sağı solu kendine göre tarif etmekteyse de, ilmî sağ farklıdır.

Sol elle yemek
Sual:
Sol elle yiyip içmek ve iş yapmak haram mıdır?
CEVAP
Hayır, haram değildir. Sağ elimiz meşgulse, sol elle yemenin hiç mahzuru olmaz. Kasten, özürsüz sol elle yemek sünnete aykırı olur; tenzihen mekruh da denilmiştir; çünkü sol elle yemek, (Sağ elle yiyip için; çünkü şeytan, sol eliyle yiyip içer) mealindeki hadis-i şerife aykırı olur.

Unutarak veya bir mazeretle yenirse, hiç mahzuru olmaz. Piknikte, sofradan uzak bir yerde, sağ el meşgulse, sol elle de yiyip içilebilir; çünkü Peygamber efendimizin de, ekmeği sağ eline alıp, sonra karpuzu sol eliyle yediği görülmüştür. (Şir’a)

Eğer sağ el meşgulse, mesela sağ elde ekmek varsa, kavunu, üzümü veya başka bir yiyeceği sol ele alıp yemek caiz olur.

Solak olanların, sağ elle yapılacak işleri sol elle yapmaları günah değildir. Mesela sol elle kurban kesebilir, yazı yazabilir ve diğer işleri de yapabilir.

__Alıntıdır__

 

Aileler İçin Tavsiyeler

  • Evde veya dışarıda herhangi bir şeyi yapmadan önce çocuklara “durup düşünüp öyle harekete geçmeli” kavramı öğretilmeli ve hatırlatılmalı. Çocuk bu sayede kendine “dur” ve “düşün” diyerek yaptığı işin yanlış olduğunu kavrayabilir. Örneğin alışveriş merkezinde çocuğunuz ısrarla sizden bir oyuncağın satın alınmasını talep ediyorsa ona “dur ve bunun senin için gerekli olmadığını hatırla, düşün bu sana gerçekten lazım değil, bir şey isterken pazarlık yapmayı, hırçınlığı bırak, bu yolla isteğini gerçekleştiremezsin” demelisiniz ve bunu da “hayır” sözünüzden taviz vermeden yapmalısınız
  • Çocuğunuzun motivasyon merkezini geliştirmek için onu, yaptıklarını düşünmeye sevk edin: “odana gidip 5 dakika oturacaksın, kapı açık olacak ve yaptıklarını düşün” diyebilirsiniz. Cezası bitince ne öğrendiğini sorun. 2 yaşından itibaren her yaş için 1 dak ekleyebilirsiniz
  • Eğer bu zaman aralığını vermek yeterince yaptırımcı olmuyorsa sevdiği her şeyi yasaklamak uygundur. Unutmayın ki yemek ve para ceza olamaz. Çocuğunuzun sevdiği şeylere örnek verelim: bilgisayarla veya oyuncakla oynamak, sokakta oynamak, alışverişe gitmek vs. bunların hepsini aynı anda yasaklamanız gerekir, çünkü birini yasaklarsanız diğer sevdiği şeyi yapmaya devam eder ve cezanın bir anlamı kalmaz. Durup düşünerek hareket etmeyi öğreninceye kadar önce yarım saat yasaklanır. Eğer bunda hala ısrarcı olur ve yaptığı yanlış hareketi değiştirmezse ya da kuralla ilgilenmiyorsa inadı kırılıncaya kadar yasak zamanı arttırılabilir, birkaç saatten birkaç güne ya da haftaya çıkarılabilir. Ancak yasaklarımıza uyup uymadığı takip edilmelidir.
  • Diğer taraftan “ödül” sistemi akılcı bir şekilde uygulanmalıdır. “durup düşünerek hareket etmeyi” başardıklarını görürseniz onlara ufak tefek hediyeler (kalem, silgi, renkli şeyler vs. ) vererek ödüllendirin. Ödülünü verirken de “durup düşünmeyi” becerebildiği için bunu yaptığınızı da belirtmelisiniz.
  • Kurallara uymaya başladıklarında onlara “şunu ya da bunu alırım” demektense, “bekleyelim, düşünüyoruz”, “zamanla görelim” gibi kesin olmayan cümleler kullanın ve neden “beklediğinizi” de belirtin. Örneğin, “şu an yiyecek ihtiyacımızı karşılamamız gerekiyor”
  • Unutmamanız gereken bir başka konu da kazanılmış yanlış hareketlerin birdenbire unutulmasının ve değişmesinin mümkün olmamasıdır. Zaman ve sabır ister
  • Çocuğunuza sabah kalkma, yemek yeme, banyo yapma, okula gitme ve uyuma saatlerini hep aynı saatte yapmasını öğretin
  • Özellikle de odaları başta olmak üzere nasıl düzenli olunabileceğini öğretin..

 


 

 

 



(Ey nefsim, kış gelmeden odun kömür alırsın.
Kışın soğuklarına, böyle hazırlanırsın.

Halbuki Cehennemde, zemherir soğuğu var.
Hiç kalır buna göre, dünyadaki soğuklar.
 
Tedbir alıyorsun da, kış için çok önceden,
Ahireti, ne için düşünmezsin ölmeden?
 
Yoksa sen, ahirete iman etmiyor musun?
Allah’tan kork ey nefsim, sana yazıklar olsun!
 
(Sonra tövbe ederim) diye düşünüyorsan,
Ölüm ani gelir de, olursun sonra pişman.
 
İstiğfar edeceksen, bu günden etmelisin.
Yarına bırakma ki, belki ölebilirsin.
 
Bu ömrün kıymetini ne için bilmiyorsun?
Biraz düşün ey nefsim, sana yazıklar olsun!
 
Zannetme ki, Allah’ı kızdırıyor günahın.
Azabı, bu sebepten yapıyor sanma sakın.
 
Seni yakacak olan o ateş, kendindedir.
Süfli şehvetlerinden meydana gelmektedir.
 
İçindeki ateşle kendini yakıyorsun.
Öyle ise ey nefsim, sana yazıklar olsun!
 
Dünya nimetlerinden bir gün ayrılacaksın.
Ve firak ateşiyle, tutuşup yanacaksın.
 
İstediğin şeyi sev, bir gün elbet yok olur.
Ayrılık ateşi de, sevgin kadar çok olur.
 
Sen bu hakikatleri hiç mi düşünmüyorsun?
Kendine gel ey nefsim, sana yazıklar olsun!
 
Niçin sarılıyorsun dünya mal-ü mülküne?
Bu dünyanın tamamı senin olsa, hükmü ne?
 
Zira buna, Rabbimiz, sinek kanadı kadar,
Bir kıymet vermiyor ki, öyleyse neye yarar?
 
Hani zenginliğiyle mağrur Karun ve Haman?
Şimdi acep onları var mı hiç hatırlayan?
 
Halbuki bu dünyadan, nasibin azdır senin.
Onlar da azalmakta, bozulmakta gün be gün.
 
Bunlar için Cenneti feda mı ediyorsun?
Biraz utan ey nefsim, sana yazıklar olsun!
 
(Müslümanım) diyorsun, bilmiyorsun dinini.
Öğrenmedin namazın farzını, sünnetini.
 
Ahlakın iyi değil ve kötü huyların var.
Günahların dağ gibi, etmiyorsun istiğfar.
 
Çocuğunu döversin, hanımını üzersin.
Bunların haklarını, bilmem nasıl ödersin?
 
Bak, önünde ölüm var, ahiret var, hesap var.
İnsanları bekliyor Cehennemde azaplar.
 
Artık bırak gafleti, yoksa pişman olursun.
Allah’tan kork ey nefsim, sana yazıklar olsun!)




Cumanız mübarek, hayırlara vesile olsun inşaallah..SeLametLe..

Türkiye İstatistik Kurumu çocuklar için bir site tasarlamış, gerçekten çok beğendim..İstatistiklere olan merakımdan dolayı hemen girip kutucukları doldurdum..  Siteye ad, cinsiyet, doğum tarihi vs bikaç kısa bilgilerin girilmesi dahilinde önce yaşadığınız şehirdeki istatistiğinizi sonra da Türkiye genelindekini öğrenebiliyorsunuz..

Örnek vermek gerekse, benim ismimin istatistiği şu şekildedir;

Merhaba Ayla, bugün itibariyle 22 yıl, 2 ay, 8 günlüksün.
Senin isminde; AKSARAY ilinde
90, Türkiye'de 35 881 kişi var.
AKSARAY ilinde seninle aynı tarihte doğan

21, Türkiye'de 2 432 kişi var.

*****

AKSARAY ilinde,
* 22 yaşında 3 468 erkek,
* 22 yaşında 3 270 kadın vardır.
Türkiye'de,
* 22 yaşında 629 996 erkek,

*

 

22 yaşında 605 814 kadın vardır.


Benim gibi meraklı büyüklere siteyi ziyaret etmelerini önerir, TÜİK' i de tebrik ederim..

 

BİR NASRETTİN HOCA FIKRASI

 

Bir fıkra uyarlaması vardır. Nasrettin Hoca kadıdır ve önce karşısına gelen davacıyı dinler de ona “HAKLISIN” der.  Sonra da davalıyı dinler ona da “HAKLISIN” demesi üzerine mahkemeyi izleyen birisi hemen müdahale eder ;”Ya hocam böyle mahkememi olur o da
haklı bu da haklı deyince Narettin Hoca bu şahsa da dönerek “Vallahi sende HAKLISIN” der. Gerçekten çok güzel bir fıkra ve Nasrettin Hocamızın evrensel ve asla çağdışı kalmayan adeta atasözlerini andıran fıkralarından biridir.

 

Hoca sanırım bugün yaşananları görse “bizim fıkrada anlattığımız mahkeme gibi bir mahkeme istemeye başlamış bizim torunlar” derdi. Herhalde anlaşılır ki gündemden bir türlü inmeyen, indirilmeyen Danıştay Kararından bahsediyorum. Malum olan ve bizlere “katsayı adaletsizliği” olarak öğretilen uygulamayı önceki YÖK getirmiş ve birileri tarafından bu duruma itiraz edilerek Danıştay Mahkemesine götürmüşler. Danıştay’da üzerine düşeni yapmış açılan davayı incelemiş ve “YÖK haklıdır” demiş. Aradan zaman geçmiş YÖK’ün başındakiler değişmiş ve yeni yönetim eski yönetimin yaptığı uygulamayı tam aksi yönde değiştirmişler. Bu defa da eskisi gibi olmasını isteyenler mahkemeye vermişler ve Danıştay yine üzerine düşeni yapıp incelemiş karar vermiş. Demiş ki “YÖK haksızdır”. Bir takım ileri zekalılar da hemen durumdan vazife çıkarmışlar. “Yahu hani eski davada YÖK haklıdır demiştiniz şimdi neden kıvırıyorsunuz”.

 

Şimdi bunların zihniyeti ve yapısı kıvırmak ve yalan söylemek üzere programlandıkları için doğru olanı ters görüyorlar. Mahkeme önce yapılan uygulamaya doğru (HAKLISIN) der peşinden yapılan tersi bir uygulamaya da tutup senin ki de doğru (HAKLISIN) derse ben de buradan çıkıp “ ya hocam bu nasıl karar herkes haklı dersem herhalde Danıştay bana dönüp “SENDE HAKLISIN” der böylece fıkrayı gerçeğe taşımış olurduk. Alemin akıllısı bunlar ve bizlerde aptal olduğumuz için bu farkı göremiyoruz ya adam çıkıp gazete manşetlerinden “Danıştay önce YÖK haklı diyordu şimdi ise YÖK’e haklı demiyorlar diye propaganda yapıyor ve ne yazık ki gördüğüm kadarı ile birçok insanı da kandırmayı başarıyorlar. Bizim gözümüzde ise Danıştay dün artı dediğine bugün eksi derse hata yapmış olurdu. Dün artı denildi ise bugünde artı denilmesi gayet normaldir.

Eğer ülkemiz bir hukuk devleti ise böyle olmalı idi. Önceki kararla şimdiki karar arasında geçen sürede yasalarda bir değişiklik olmadığına göre kararlar neden değişsin?

 

Fikri HÜR

 

__ALıntıdır__

 


BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL

 

Umudun gün batımı, yine çıkmazlardayım,
Hüzne çıkar her bakış, bildiğin gibi değil !..
Şimşek oldum yıllarca, şimdi çakmazlardayım,
Göze gelir her duruş, bildiğin gibi değil !..

 

Yaş olup aktığında, özlemler söner biter,
Maziye daldığında, sancılar döner gider,
Adını andığımda, ateşler yanar tüter,
Dize gelir her varış, bildiğin gibi değil !..

 

Yağmaladın her şeyi, duygulardan eser yok,
Döndüm sandın köşeyi, sende ihanetler çok,
Dağlamadın çileyi, yalanına karnım tok,
Naza gelir her tutuş, bildiğin gibi deği !..

 

Mazi barınağındır, anlarda limansızsın,
Dalga sığınağındır, yönlerde zamansızsın,
Sevda oyuncağındır, sonlarda amansızsın,
Söze gelir her bakış, bildiğin gibi değil !..

 

Bekle diyorsun yine, bende gidişler durgun,
Gelsem diyorsun bana, sende gelişler yorgun,
Bitmez diyorsun sonra, anda sevişler dargın
Düze gelir her yokuş, bildiğin gibi değil !..
                                             Cahide ULAŞ

 

 

 

Lütfen bu maili herkese gönderin!

 

Sual: Birçok mailde, bu maili, şu kadar kişiye gönderin gibi ifadeler oluyor. Özellikle bayanlar arasında çok rağbet görüyor. Mesela deniyor ki:

 

1- Gönderirseniz bir mucizeyle karşılaşacaksınız, göndermezseniz başınıza şu felaketler gelir.

 

2- Şehitlerimiz için Fatiha zinciri oluşturuyoruz, bu maili alan herkes 3 Fatiha okusun ve bu maili 3 kişiye göndersin.

 

3- Bu iletiyi aldıysan, artık siz de salevat zincirinin bir parçası oldunuz demektir. Şimdi, yapmanız gereken, 5 salevat getirmek ve bunu en az 20 kişiye göndermektir.

 

4- Allah hiç bir zaman yanıltmaz, Allah’ın isimlerinin yazılı olduğu bu mesajı 9 kişiye gönderirseniz, yarın güzel haber alırsınız, eğer göndermezseniz şanssızlık 9 sene peşinizi bırakmaz. Ertelemeyin, bunlar Allah’ın isimleridir. Allah’ın adı geçti, artık göndermek zorundasınız.

 

5- Resulullahı rüyada gördüm bunu herkese duyurun! Duyuran şu nimetlere kavuşur, inanmayan belalara maruz kalır.

 

6- Bu duayı 7 kapıya dağıtanın muradı hâsıl olur, inanmayan ise musibete uğrar. 1251 yılında birinin eline geçirmiş, 7 yapıya dağıtmış, zengin olmuş. Sonra bir fakirin eline geçmiş, inanmamış, evi yanmış ve çocuğu ölmüş.

 

7- Bu mail 13 kişiye gönderilirse 13 gün sonra murada kavuşulur. Gönderilmezse başa şu belalar gelir.

 

8- Bu maili şu kadar kişiye göndermek milli ve dini bir davadır. Göndermeyen bizden uzak olur.

 

9- Lösemi hastası olan kızımın ilaç parası için yardıma ihtiyacım var. Lütfen yardım edin ve bu maili herkese gönderin. Bu maili başkalarına iletmeyenlere yazıklar olsun!

 

10- Yakında bazı mail adresleri paralı olacak, ancak bu maili şu kadar kişiye gönderirseniz o zaman sizinki ücretsiz olacak.

 

11- Bu maili ileten herkes için Microsoft, 245 Euro verecektir. Ne kadar çok kişiye gönderirseniz, o kadar çok para kazanırsınız.

 

12- Bir hacker rekor için Türkiye'deki bütün kullanıcıların adreslerini imha edecektir. Sakın listenize rea adlı bir msn adresi kabul etmeyin! Listenizden biri kabul ederse siz de hacklenirsiniz. Sakın kabul etmeyin ve bu maili herkese gönderin!

 

13- … diye bir mail adresi sizi eklerse sakın kabul etmeyin! Bu virüs Meksika üzerinden yayılmıştır. Son 2 günde 5000 kişinin Messenger’ına girerek, bilgisayarlarını çökertmiştir. Bu maili herkese gönderin!

 

14- Virüs tuzakları, dur durak bilmiyor. Yine bir mail zinciriyle yeni bir virüs, bilgisayarlara dadandı. O yüzden sakın bu maili açmayın! Bu uyarıyı bütün sevdiklerinize gönderin!

 

15- Bütün hastaneler Türkiye’nin her yerinden ulaşılabilen tek bir telefon numarasında birleştiler. Bu telefonu aradığınızda, en yakın ambulans, olay yerine gönderiliyor. Sizin ihtiyacınız olmasa bile, sevdiklerinize bir gün lazım olabilir.

 

16- Bu maili herkese gönderip, linkteki ankete katılmazsanız vebal altında kalırsınız.

 

Böyle mailleri herkese göndermek mi gerekir?

 

CEVAP

 

Hayır. Bunları göndermemekle kimse vebal altına girmez. Aksine, göndererek bunlara alet olmak, bizi vebal altında bırakabilir. Milli ve dini dava denen mailleri çok kimseye göndermekle, kimse yapacağı işten vazgeçmez. Anketler de böyledir. Yardım isteyen mailler de genelde yalan çıkmaktadır.

 

Bunların hepsinde, çeşitli menfaatler veya art niyetler vardır. Özellikle dini içerikli olup, göndermezseniz başınıza felaketler gelir denen mailler, misyonerlerin daha önce mektup yoluyla yaydıkları Şeyh Ahmet Vasiyetnamesi türünde hurafelere benziyor.

 

Mucizeyle karşılaşacaksınız diye gönderilen maillerin ne kadar cahil kişiler tarafından yazıldığı meydandadır. Mucizeler, sadece Peygamberlerde görülür. Mucize kelimesini başka anlamda kullanmak yanlıştır.

 

Fatiha veya salavat zinciri oluşturuyoruz demek de uygun değildir. Herkes istediği kadar okuyabilir. Okumak ve insanlara göndermek için, belli bir sayı tayin etmek, bid’atlerin ortaya çıkmasına ve yayılmasına sebep olur. Allah’ın ismi geçti diye de göndermek gerekmez. Bilakis göndermemek gerekir. Allahü teâlânın ismini böyle işlere alet etmek çok çirkindir.

 

Herkese gönderin denen bütün bu maillerde, siyasi veya maddi menfaatler de vardır. Bu tür mailleşmelerle, mail adreslerinin reklâmı yapılıp, spam mail arayanlara, mail adresi de bulunmaya çalışılıyor. Mesela, bir mail adresinin 10 Ağustos 2005’te ücretli olacağı söylendi, ücretsiz kullanmak için, bu maili şu kadar kişiye gönderin dendi. Bu tarih geçtikten sonra her sene, aynı mailler, farklı tarihler verilerek gönderilmeye devam ediliyor. Bunların ve mail gönderdikçe para kazanacaksınız denilen maillerin de yalan olduğu ve altında çeşitli menfaatlerin olduğu meydandadır.

 

Bu tür mailleri hiç kimseye göndermemeli, zaten çoğunda yalan yanlış bilgiler bulunuyor. Bunları hemen silmeli, imha etmelidir. Sözümüzü kabul edecek biriyse, bize göndereni de ikaz edip bunlara alet olmamasını söylemelidir!

 

Kaynak

 


Ömrünü İslamiyetin emir ve yasaklarını öğrenmek ve öğretmekle geçiren İmam-ı Gazali hazretleri 1111 senesi Cemazil-evvel ayının 14. Pazartesi günü, büyük kısmını zikir, taat ve Kur'an-ı Kerim okumakla geçirdiği gecenin sabah namazı vaktinde, abdest tazeleyip namazını kıldı. Sonra yanındakilerden kefen istedi. Kefeni öpüp yüzüne sürdü, başına koydu ve dedi ki:
"Ey benim Rabbim, malikim! Emrin başım, gözüm üzere olsun!"
Sonra odasına girdi. İçeride, her zamankinden çok kaldı. Dışarı çıkmadı. Bunun üzerine, orada bulunanlardan üç kişi içeri girdiklerinde, İmam-ı Gazali hazretlerinin kefenini giyip, yüzünü kıbleye dönerek, ruhunu teslim ettiğini gördüler.

Başucunda şu beyitler yazılı idi:

Beni ölü gören ve ağlayan dostlarıma,

Şöyle şöyle, üzülen o din kardaşlarıma:

Ben bir seçeyim ve bu beden benim kafesim,

Ben uçtum o kafesten, rehin kaldı bedenim.

Dünyadaki yurdumu, hayalimden çıkardım.

Sanmayın ölüm azap, şiddet, elem çekmektir,

O sadece bir evden, başka eve geçmektir.

Azığınızı alın ve yola hazırlanın,

Eğer aklınız varsa, başka şeye kanmayın!

Bana rahmet okuyun, rahmet olunasınız,

Biz gittik, biliniz ki, sırada siz varsınız.

Yalvarırım Allaha,kendime rahmet için,

Ve Rabbim dostlarıma çok merhamet eylesin.

Son sözüm olsun size, aleyküm selam” dostlar!

Allah selamet versin, diyecek başka ne var?

 

Seyyid Mustafa Bekri anlatır:

Ben, Medine-i Münevverede Mescid-i Nebevi!nin hizmetkarı idim. Her akşam Resulullah efendimizi rüyada görüyordum. Her gördüğümde de tebessüm buyururlardı. Ben de; “vazifemi iyi yapmışım.” diye sevinirdim.

Bir gece rüyamda Resulullah efendimizi üzüntülü gördüm, buyurdu ki:

“Ey Mustafa, sen üzülme! Hizmetinde bir kusur işlemedin. Benim ümmetimin alimlerinden, benim ismimi taşıyan birisi vefat etti. Onun için üzüntülüyüm.”

Sonra öğrendik ki, o gün İmam-ı Gazali hazretleri vefat etmiş.

18 aralık 1111

BirBeN

12/12/2009

 

İçimde saklı duran , saklandığım bu şehirde

Yaşamsal davranış biçimlerinden geriye

Büyümekten değil,

İçimdeki sesi yitirmekten korkan

Bir ''ben'' kaldım...

 

Ne esrem var, ne ötrem..

Ne beni durduran cezmim,

Ne bana ben katan bir şeddem var..

Ne elimi tutan bir harf,

Ne anlam katan bir harekem..

Kalakaldım sayfalar ortasında,

Bir okuyan bekledim,

Bir hıfzeden belki..

Gölgesini istedim bir dostun med gibi..

 

Rabbim ben artık seslerin ortasında sessizliği arayanlardanım

Gördüklerimin, yaşadıklarımın sancısını hissedemez oldum

Yalvarıyorum ölümü unutmadan ellerimden tut

Yoksa düşeceğim ...


_______________________

Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel, on saat ağlıyorsun..

 


Katsayı mağduru gençlere...


Ey Türk gençliği; [şimdi sana böyle hitab etmemden yola çıkarak kendini, bu ülkenin bir tarağın dişleri gibi eşit, muteber, cici, sevimli gençlerinden birisiymiş gibi zannedip hemen iyimserliğe kapılma; bu hitâbeyi sonuna kadar oku!]

Evet gençler, birinci vazifeniz Türk istiklalini, Cumhuriyet'i ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir [ama hemen durumdan vazife çıkarmayacaksınız; bir tarafta asıl, asîl ve bemmbeyaz Türk gençleri memleketi muhafaza ve müdafaa ederken sizler, siz meslek liselerinde okuyan çocuklar kahveleri doldurmaya, evinizde koca beklemeye, üçüncü sınıf işlerle haftada 20-30 lira harçlıkla çalışmaya devam edebilirsiniz; unutmayınız ki sizler askerde çavuş bile olabilmektesiniz ve kendi aranızda eşitsiniz; e, bu kadar eşitlik size çok bile; bkz. Danıştay'ımızın son kararı!]

Bu temel senin en kıymetli hazinendir [kıymetini bil yani!]. İstikbâlde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek [yani sınıf atlatmaya, daha iyi eğitim görmeye, daha nitelikli işlerde çalışmaya, kendini 1. sınıf vatandaş gibi hissettirmeye kalkışacak] dahili ve harici bedhahların olacaktır [ki bunlara kesinlikle inanma ve aldanma; onlar seni nâhak yere gaza getirip mutsuz eden karşı devrimcilerdir].

Bir gün İstiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen [ki işte o günler geldi çattı çocuklar!] vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin [düşünmek zararlıdır çocuk; senin yerine biz zaten düşünürüz nasıl olsa!]

Evet, bu imkân ve şerâit [Hüsst, "şeriat"la karıştırmayasınız ha!] çok nâmüsait bir mâhiyette tezâhür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyet'e kastedecek düşmanlar [yani bu bilumum demokratlar, liberaller, muasır medeniyet seviyesi ile özdeşleşmek isteyen fâsıklar] bütün dünyada emsâli görülmemiş bir galibiyetin [yani tek başına seçim kazanmanın, seçim kazandık diye devlet kurumlarını yönetebileceğini zannedenlerin] mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile [yani tamamen demokratik usullerle, gizli ve genel oy, açık tasnif ve mahkeme denetiminde yürütülen seçimlerle] aziz vatanın bütün kaleleri [kurumları] zaptedilmiş, bütün tersanelere girilmiş [bkz. Tuzla tersanelerindeki özel teşebbüs erbâbı], bütün orduları dağıtılmış [yani mübârek bürokrasi, üniversiteler, bir kısım medya, yargı, hatta bir kısım muazzez barolarımız!] ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şerâitten daha elim ve vahim olmak üzere memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet, hatta hıyânet içinde bulunabilirler [bkz. Hayret; aynen bugünkü vaziyet!] Hatta bu iktidar sahipleri [ki mâlum, anladınız siz onu!] şahsi menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle [bkz. BOP, ılımlı İslâm projeleri, yeşil kuşak, Nato, Cento, Sento, Balkan ve Bağdat Paktı, Nabucco boru hattı, Kyoto protokolü vs...] tevhid edebilirler [etmişlerdir nitekim!] Millet fakr ü zaruret içinde harab ve bîtab düşmüş olabilir [aynen bugünkü durum, tıpkısının aynısı].

Ey Türk istikbâlinin evlâdı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen [Katsayı mağduriyeti vesaire gibi teferruata aldırmadan, çiftini çubuğunu, işporta tezgâhını, çıraklık ettiğin atölyelerdeki takım tezgâhı, trafik lambalarında mendil, keten helva, telefon şarj cihazı satış noktalarını, tüpgaz, su bidonu, lahmacun dağıtmaya yarayan kurye motosikletlerini, meslek liselerinin tahta masalarını ve kaderini güzel güzel benimsemek] kurtarmaktır.

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda [Bu da geçer yahu.., Sabreden derviş..., Anan turp baban şalgam.., Köylüsün sen köylü kal, Halk plajlara hücum etti vatandaş denize giremiyor gibi fatalist ve % 100 yerli özdeyişlerde] mevcuttur

A. T. A.